24 Temmuz 2015 Cuma

INVERSION (devrik yapı)


      İngilizce’de iki türlü devrik yapıdan bahsetmek mümkündür. İlki öznenin ana yüklemden sonra geldiği devrik yapılar. Diğeri ise yardımcı fiilin öznenin önüne geçtiği devrik yapılar.

            1. VERB+SUBJECT YAPILAR

Bu yapıda genellikle yüklemden sonra gelen özne zamir (I, we, he, she, it etc) ise yapı devrik olmaz. DİKKAT: Yüklem özneyle uyum sağlayacak.

Place adverb + place verb (yer zarfı + bulunma yüklemi)

      Yer veya yön belirten zarflar cümle başında yer alırsa ve aynı zamanda yüklem bulunma veya yönelme belirtiyorsa bu yapılar devrik kullanılır. Özne zamirse yapı devrik olmaz.
a) to be
s  Above the fireplace was a portrait of the Duke. (Dükün bir portresi şöminenin üzerindeydi)
s  Next to me is Johnson. (Yanımda Johnson var)
b)   hang, lie, live, sit, stand etc. ð Yer, konum belirtirler.
      come, fly, go, march, roll, run, swim, walk, climb etc. ðYönelme belirtirler.
s  Beyond the houses lay open fields. (Evlerin arkasında açık tarlalar uzanmaktaydı)
s  On an armchair sat his mother. (Koltukta annesi oturdu.)
ancak zamir varsa
s  On an armchair, she sat.
NOTE 1: Eğer yüklemi bir hal zarfı (manner adverb) nitelemişse, diğer şartlar uysa da yapı devrik olmaz.
s  Above his head the sword hung menacingly. (Kafasının üzerinde bir kılıç tehditvari bir şekilde asılıydı)
NOTE 2: Eğer yüklem bulunma veya yönelme belirtmiyorsa yapı devrik olmaz.
s  Outside the church the choir sang. (Kilisenin dışında koro şarkı söyledi)
c) here, there + verb (stating position, place or direction)
Çok yaygın olarak kullanıldığından dikkatten kaçmış olsa da here ve there yer zarfıdırlar. Cümle başına geldiklerinde yüklem bulunma ve yönelme belirtiyorsa yapı devrik olur.
s  Here is Mehmet. (İşte Mehmet burada)
s  There comes Sandra’s car. (İşte Sandra’nın arabası geliyor)
ancak zamir varsa
s  Here you are. (Buyrun alın)
s  There she is. (İşte orada)
d) prep + verb
back, down, in, off, up, round gibi yer veya yön belirten prepositionlar cümle başındayken konum veya yönelme belirten yüklemler sözkonusu ise yapı devrik olur.
s  I lit the fuse and after a few seconds up went the rocket. (Fitili yaktım ve bir kaç saniye sonra roket yukarı gitti.)
s  Down came the train. (Tren aşağı doğru geldi)
s  In walked the doctor with his bag in his hand. (Doktor elinde çantasıyla içeri doğru yürüdü)

Some wish sentences (bazı dilek cümleleri)

Bazı emir cümleleri aslında dilek belirtir. Bu yapılar da devrik kabul edilir.
s  Long live queen! (Kraliçemiz çok yaşa!)


Quotation sentences (alıntı cümlelerde)  [optional]

s  “You must be mad!” yelled her brother. (“Delirmiş olmalısın!” diye bağırdı erkek kardeşi.)
s  “Can I make an appointment to see the doctor?” asked Bill. (“Doktoru görmek için bir randevu alabilir miyim?”diye sordu Bill.)
s   “Why did she look at me like that?” wondered Mary. (“Niçin bana öyle baktı?” diye merak etti.)
ancak zamir varsa
s  “Why did she look at me like that?” she wondered.

Passive yüklem cümle başına alınırsa [yüklem to be]

s  Held as hostages were several reporters. (Birkaç gazeteci rehin alındı)
s  Discovered at the bottom of the well were two small children. (Kuyunun dibinde 2 küçük çocuk bulundu)

Continuous yüklem cümle başına alınırsa [yüklem to be]

s  Standing on either side of him were two young men. (İki adam onun iki yanında dinelmekteydi)

Adjectival phrase cümle başına alınırsa [yüklem to be]

s  Especially important is the proper maintenance of the machine. (Makinenin uygun bakımı özellikle önemlidir)

            2. AUXILIARY VERB+SUBJECT YAPILAR

questions (sorular) [obligatory]

İngilizce’deki soru cümleleri aslında devrik yapıdırlar. Özne yardımcı fiilden (auxiliary verbs) sonra gelir.
s  Do you know who I am?
s  Can I go?

May SB/ST do ST

Bunlar soru değil istek veya yakarış belirtirler.
s  May God be with you. (Tanrı seninle olsun)

Comparative (than / as) [optional]

a) as
s  Some people still live in caves as did their ancestor. (Bazı insanlar tıpkı atalarının eskiden yaptığı gibi hala mağarada yaşıyorlar)
s  Some people still live in caves as their ancestor (did.)
s  The coffee was excellent as was the service. (Kahve tıpkı servis gibi muhteşemdi)
s  The coffee was excellent as the service (was.)
s  I believed as did my colleagues that the plan would work. (Ben, tıpkı meslektaşlarım gibi, planın çalışacağına inanıyordum)
s  I believed as my colleagues (did) that the plan would work.
b) than
s  A simple plan will achieve this aim better than will a complex one. / a complex one (will)[1]
s  Researches show that children living in village watch more TV than do their counterparts in inner city areas. / their counterparts in inner city areas (do). [2]


so do I – neither/nor do I [obligatory]

Zikredilen şeyi bir başkasının da yaptığını belirtmek için kullanılır. Olumlularda so olumsuzlarda ise neither veya nor kullanılır. Yardımcı yükleme dikkat.
s  Bill has written to his son. So has Tom. (Bill oğluna mektup yazdı.. Tom da)
                                                   =Tom has too. veya Tom as well
s  My brother wants a job in London. So do I. (Kardeşim Londra’da bir iş istiyor. Ben de.)
                                                   =I do too / as well
s  Bill doesn’t know the way, and nor / neither does Jack. (Bill yolu bilmiyor, ve Jack de.)
                                                   =Jack doesn’t either.

Negative adverbs  [obligatory]

Negatif anlam barındıran zarflar cümle başına geldiğinde yapı devrik olur. Bu yapılar FORMAL olduğu için kısaltma kullanılmaz.
a) aşağıdaki zaman tabirleri cümle başına gelirse
never, rarely, seldom, hardly, hardly ever, barely,
scarcely/hardly…when/before…
no sooner…than…
not only…but also…
s  I have never seen such a terrible poverty. (Asla böyle bir fakirlik görmemiştim)
s  Never have I seen such a terrible poverty.
s  We seldom have goods returned to us because they are faulty.
s  Seldom do we have goods returned to us because they are faulty.
s  I had hardly left the house when I heard an explosion.
s  Hardly had I left the house when I heard an explosion.
s  They did not only rob him of his money, but also beat him badly.
s  Not only did they rob him money of his money, but also beat him badly.
b) ONLY
only + adv 
only later, only once, only after, only if, only when
s  Only once did I go to the opera in the whole time I was in England.
s  She bought newspaper and some sweets at the shop on the corner. Only later did she realize that she had been given the wrong change.
Only + prep + N (prep N)
only by change, only in this way, only with you etc.
s  Only by change had Jameson discovered where the birds were nesting.
s  She had to work at evenings. Only in this way was she able to complete the report by the deadline.
c) NO
at no time, in no way, under no circumstances, on no account etc.
s  At no time did they actually break the rules of the game. (Hiçbir zaman gerçekten oyunun kurallarını ihlal etmediler.)
s  Under no circumstances are passengers permitted to open the doors themselves. (Hiçbir koşul altında yolcuların kapıları kendilerinin açmalarına izin verilmez)
d) LITTLE
s  Little do they know how lucky they are to live in such a wonderful house.


f) NOT
not only, not until…, not a single word etc
s  Not a single word had she written since the exam had started.
s  Not until August did the government order an inquiry into the accident.
NOTE: Aşağıdaki yapılar cümle başına geldiğinde devrik olan ilk cümle değil diğer cümle olur.
      only after, only if, only when, not until
s  Only when the famine gets worse will world governments begin to act.
s  Not until the train left the station did Jim find out that his coat had been stolen.

such-so [obligatory]

so+adv veya so+adj cümle başına geldiğinde yapı devrik olmalıdır. Such + be-verb cümle başına gelince de yapı devrik olur.
s  She is so famous that everybody knows her.
s  So famous is she, that everybody admires her.
s  The weather conditions became so dangerous that all mountain roads were closed.
s  So dangerous did weather conditions become, that all mountain roads were closed.
s  Her beauty is such that everybody admires her.
s  Such is her beauty that everybody admires her.
Text Box: TYPE I    ð Should
TYPE II   ð Were 
TYPE III  ð Had

If clause

s  If you should change your mind, there will always be a job for you here.
s  Should you change your mind, there will always be a job for you here.
s  If Mr Morgan were still headmaster, he would not permit such bad behavior.
s  Were Mr Morgan still headmaster, he would not permit such bad behavior.
s  If Australia had been beaten, Taylor would certainly have resigned as captain.
s  Had Australia been beaten, Taylor would certainly have resigned as captain.
NOTE: TYPE II için: Yüklem to be değilse başına to eklenir.
s  If the chemicals were to leak, a large area of the sea would be contaminated.
s  Were the chemicals to leak, a large area of the sea would be contaminated.



[1] Basit bir plan bu amacı kompleks olan bir planın yapacağından daha iyi yerine getirir.
[2] Araştırmalar göstermektedir ki kasabada yaşayan çocuklar şehir içinde yaşayan akranlarından daha fazla televizyon seyrediyorlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder